GÜNCEL AÇIDAN MİSAK-I MİLLİ’NİN ÖNEMİ




Yazıldıkları dönemin ürünü olan tarih metinleri aynı zamanda dönemlerinin küresel ve yerel eğilimlerini, heyecanlarını, kavram ve terimlerini, güçlüklerini ve çözüm yöntemlerini yansıtırlar. Tarihsel metinlerin bir ömrü vardır. Belirli bir dönemin ve koşulların ürünü olan metinler zaman içerisinde değerlerini yitirip gözden kaybolabilirler. Bazı metinler ise uzun yıllar boyunca varlıklarını ve önemlerini korurlar. Bu çerçevede, 1920 yılının koşullarında kaleme alınan Misak-ı Milli (Ulusal Yemin) metninin de döneminin izlerini taşıması yanında önemini hala koruduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Misak-ı Milli, 28 Ocak 1920 tarihinde Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin gizli bir oturumunda kabul edilmiş, 17 Şubat 1920 tarihinde de kamuoyuna açıklanmıştır. I. Dünya Savaşı sonundaki mütareke ortamında yavaşça filizlenen, Atatürk ve arkadaşları tarafından, içinde bulunulan koşullar gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirilerek adım adım çerçevesi çizilen ve hayata geçirilen fikirler Misak-ı Milli’de formüle edilmiştir.

Misak-ı Milli çok uzun bir metin değildir. Toplam altı maddeden ibarettir ve bir sayfa kadar uzunluktadır. Ancak, bu kısa metin Türk ulusunun önder kadrosunun 1920 yılı koşullarında elde etmeyi düşündüğü bir barış için asgari şartları gerçekçi olarak ortaya koyar. Türk ulusunun varlığını sürdürebilmesi için gereken şartları sıralar.

Misak-ı Milli’nin birinci maddesi, kabaca sınırları çizerken adını anmadan Wilson ilkelerine atıf yapar. Türk-Müslüman (Osmanlı-İslam) çoğunluğunun yaşadığı toprakları bir bütün olarak vatan kabul eder. Savaş sırasında terk edilmek zorunda kalınan Arap çoğunluğun yaşadığı toprakların kaderini orada yaşayan halkın belirlemesi gerektiğini söylerken de aynı güçlü mantıkla hareket eder. Böylece Kurtuluş Savaşı ile elde edilmek istenen sonuçları küresel açıdan da meşru bir zemine oturtur. Kurtuluş Savaşı, bizim açımızdan zaten meşru ve zorunludur. Ancak, Misak-ı Milli metnine yansıyan irade, bu meşruiyeti uluslararası eğilimlere uygun bir formüle oturtmuştur ki, çok zor bir siyasi ve silahlı savaşın çok akıllıca planlandığını göstermektedir.

Misak-ı Milli’nin ikinci ve üçüncü maddeleri Elviye-i Selase ile Batı Trakya’nın statüsü hakkında halkın oylarına başvurulması gerektiğini söyler. Öyle anlaşılıyor ki, metni kaleme alanların, söz konusu yerlerde yapılacak oylamanın sonuçları hakkında en ufak bir kuşkuları yoktur.

Misak-ı Milli’nin diğer üç maddesi Türk toplumunun son yüzyıllarda yaşadığı korkunç siyasi ve ekonomik sıkıntı ve baskıların oluşturduğu tecrübeyi yansıtır. O baskılardan kurtulmak için gereken şartları sıralarken aynı zamanda Türk ulusunun varlığını sürdürebilmesi için yapılacak pazarlığın çerçevesini belirler, standartlar oluşturur.

Dördüncü maddede, İstanbul ve çevresinin güvenliği karşılığında Boğazların serbest ticarete açılması pazarlık unsuru olarak ortaya konulur. Beşinci madde, henüz dünyada azınlıklarla ilgili uluslararası asgari müşterekler yokken bir standart yaratır. Metnin son maddesi de, yine tarihten ders alındığını gösterir. Siyasi, adli ve mali sınırlamaları kesin bir dille reddeder.

Misak-ı Milli, kamuoyuna açıklandığında özellikle İngiltere’nin tepkisini çekmiş, İstanbul işgal edilmiş, Meclis dağıtılmıştır. Ancak, Misak-ı Milli ile çerçevesi ve hedefleri çizilen Kurtuluş Savaşı öyle haklı ve meşru bir zemine oturmaktadır ki, yıllar süren mücadelenin ardından bu kararlar barış için sağlam bir temel oluşturmuştur.

Misak-ı Milli bazı açılardan hala geçerli ve günceldir. Onu kaleme alanlar “ufkun arkasını” görebilmişlerdir. Onun ve döneminin diğer ulusal metinlerinin meşruiyetini tartışmaya açmak Türk ulusunun yüzyıl önce atlattığı felaketlere yeniden davetiye çıkarmaktır.

 

Dr. Süleyman Tüzün


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları