TOPLUMSAL GELİŞME VE BİREYİN DÖNÜŞÜMÜ ÜZERİNE KISA NOTLAR (2) (Bir önceki yazının devamı ve son)




TOPLUMSAL GELİŞME VE BİREYİN DÖNÜŞÜMÜ ÜZERİNE KISA NOTLAR (2)

  (Bir önceki yazının devamı ve son)

2. Çağdaş Toplumlar.

 

Çağdaş toplumlar eski Grek ve Roma uygarlığının yeniden yorumlanması, aydınlanma felsefesi, rönesans ve reform haraketleri, özgür aklın ve bilimin yol göstermesi ve benzeri nedenlerle insanların başta din, doğa, çevre, siyaset, iktidar, ekonomi, hukuk, ahlak, adalet, devlet, toplum, aile, birey, egemenlik...ve benzeri kavramlar dizelgesinin yeniden yorumlanması ve uygulamaya aktarılmasına dayanır. Başka bir söyleyişle de bu çağdaş düzen, yeni bakış, düşünüş ve davranışların yarattığı yeni bir toplum, yeni bir devlet yeni bir aile ve yeni bir birey olma düzenidir. Batı kaynaklıdır. Günümüzde de gelişmiş Batı toplumlarında somutlaşmıştır.

 

Çağdaş toplumlarda ruhban (din adamları) sınıfının devlet, toplum ve bireyler üzerindeki vesayeti ortadan kalkmıştır. Devlet ve toplum laikleşmiş, bireyler din ve vicdan özgürlüğüne kavuşmuştur. Feodal beylerin (toprak ağalarının) toplum üzerindeki vesayeti de sonlanmış, derebeylikler yok olmuş, merkezi devletler doğmuştur. Dinsel ve geleneksel cemaatler yerlerini modern mesleki, teknik, kültürel, sosyal, siyasi...  ekonomik örgütlere bırakmıştır.

 

Ataerkil, erkek egemenliğine dayalı geniş aile yapısı çözülmüş, onun yerini anne- baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile ve kadın-erkek ilişkileri, hak ve sorumluluk eşitliğine dayalı demokrat aile almıştır. Cinsiyet ve ırk ayrımcılığı büyük oranda gerilemiştir.

 

Çağdaş toplumun bireyleri, genel olarak, özgür aklın ve bilimin rotasından çıkmayan, başka grup liderleri ve bireysel kişilerin akıl dışı telkinlerini dikkate almayan, başkalarının hak ve hukukuna saygılı, fakat kendi hukukunu sonuna kadar savunan ve kendi özgür iradesi ile davranan bireylerdir. Bencilleşmeden bireyselleşmişlerdir. Demokrasi kurallarına, hukuk devletine ve çalışma düzenine uyum yetenekleri fazladır. Çoğunlukla eğitim ve kültür düzeyleri yüksektir. Kendi bireysel kazançları ile geçinirler.

Çağdaş toplumlarda, siyaset kurumu meşruiyetini dinden değil halkın özgür iradesi ile oluşan seçimlerle belirlenen halk egemenliğinden alır. Halk, kendisini yönetenlere belirli sürelerle sınırlı iktidar olma yetkisi verir. Beğenmediklerini yine seçim yolu ile iktidardan uzaklaştırır. Gelişmiş toplumlar mili iradeye dayalı parlamenter demokrasilerle yönetilirler. Dinsel hukuk yerini modern hukuka bırakmıştır. Devleti yönetenlerin gücü anayasalarla sınırlandırılmıştır. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, eşit yurttaşlık, insan hakları, azınlıkların korunması, basın özgürlüğü vb. değerler vazgeçilmez bir konumdadır.

 

Çağdaş toplumlarda, cinsiyet farkı olmadan, yetişkin her kadın ve erkek kendi aklını ve özgür iradesini kullanır. Her konuda Son karar daima bireyin kendine aittir.

3. Geçiş Dönemi Toplumları.

 

Geçiş dönemi toplumu hem geleneksel, feodal ve teokratik toplum düzeninden tam olarak kurtulamamış, hem de çağdaş toplumun değer ve yaşama standartlarını da tam olarak yakalayamamış bir yapıyı anlatmak için kullanılır. Geçiş dönemi toplumlarında çağdaş olanla    geleneksel olan yan yana ve iç içe yaşar. Bu durum, ailede, sokakta, işte, resmî ve kamusal alanda, tatilde, kahvehanede hatta ibadet yerlerinde bile kendini belli eder.  Dinde siyasette, meslekte, eğlencede, yeme- içmede, giyim- kuşamda...  her yerde ve her konuda insanlar tarafından gündeme getirilir.

 

Geçiş dönemi toplumlarındaki demokrasi hukuk, adalet, insan hakları, din ve vicdan özgürlükleri gibi temel değerler hem siyasi iktidarlar hem toplum ve hem de bireylerce yeterince derinleşmemiş ve içselleştirilmemiştir. Çoğu zaman da biçimseldir. Bu tür toplumlarda, Irkçılık-demokratlık; tutuculuk- çağdaşlık, ilericilik-gericilik, dindarlık- dinsizlik, müminlik- sapkınlık, yurtseverlik- hainlik, maçoluk- feministlik, modern-mahrem...tartışmaları hiç bitmez. Ayrıca mevcut tartışmalar ideolojik kamplaşma ve kutuplaşma ve hatta uzun süreli çatışma ve savaşlara neden olabilir.

Geçiş dönemi toplumları, kuşak çatışmalarına, aile içinde, karı-koca arasındaki iktidar mücadelelerine, siyasi, etnik ve dinsel yarılmalara her zaman gebedir. Kimlik ve üstünlük çekişmeleri söz konusudur.

 

Türkiye’deki kadına şiddet ve kadın cinayetleri konusunda şöyle bir yorum yapılabilir.  Kültür ve eğitim düzeyleri düşük bazı erkekler; erkek egemen ataerkil feodal kültür değerlerini korumak istiyorlar. Hâlbuki ilişki ve iletişim kurdukları kadınlar çağdaş değerlerle içselleşmişlerse çatışma kaçınılmaz oluyor.

 

Bu tür toplumlarda, farklı toplumsal kümeler arasında sürekli ötekileştirme, had bildirme, sindirme vb.  güç gösterileri olabilir.

 

Geçiş dönemi toplumlarında en elverişsiz konumda olanlar etnik azınlıklar ve özellikle de yeni yetme gençlerdir. Etnik azınlıklar iki arada bir derede gibidir. Gençler açısından da   toplumun rotası, yani, normal-anormal, doğru-yanlış, iyi-kötü, faydalı-zararlı, güzel- çirkin anlayışları net değildir. Evde annesinin öğütleri ile babasının öğrettikleri çelişebilir. Evin, sokağın, eğiticinin, yöneticinin, arkadaşların ve komşuların doğru ve yanlışları çoğu zaman çelişir. Eğitim sistemleri bile bu modern ve mahrem çekişmelerinin çelişkilerini içlerinde barındırır.

Geçiş dönemi toplumları kültürel, sosyal, ekonomik, siyasi ve yönetsel... istikrarsızlıkları bünyesinde taşımaya müsaittir. Türkiye ne yazık ki geçiş dönemi sürecini henüz geride bırakmamıştır 

 

SONUÇ: Toplumsal gelişme evrimi yavaştır. Bu nedenle hiçbir toplumun birdenbire, akşamdan sabaha, çağdaşlaşma olanağı yoktur. Ayrıca değişim yasaları gereği, çağdaş toplumlar da değişme ve gelişme içindedir. Geleneksel toplumdan çağdaş topluma geçişte, her toplum geçiş dönemi evresini yaşamak ve geçiş dönemi sorunları ile karşılaşmak ve yüzleşmek zorundadır.

 

Ancak, hiçbir toplum geçmişe dönemez ve geçmişin "altın çağ masalları" ile yaşayamaz. Geçmiş kendi koşullarında yaşanmış ve bitmiştir. Önemli olan geçmişten doğru ders çıkarabilmektir.

 

Çünkü toplumsal yaşam çarkı, geçmişe doğru değil, geleceğe doğru döner ve yaşam zinciri geleceğe doğru uzanır. 

Öyleyse yapılacak şey bellidir ve nettir. Akıldan, bilimden, laiklikten, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adaletten, insan haklarından, eşit yurttaşlıktan, din ve vicdan özgürlüğünden... her türlü çağdaş girdiler ve çağdaş değerlerden yana; kimseleri incitmeden ve ikna yolunu seçerek akılcı tavırlar bulup üretmek gerekir. Gençlerimize de her alanda   doğru rotalar göstermek lazımdır. 

Bu görev de başta eğitim sistemi ve siyasiler olmak üzere, kamu yöneticilerine, aydınlara ve medyaya düşer. Bir ipin iki farklı ucundan tutup ip çekişerek siyasete ve toplumsal gelişmelere yön ve güç verilemez. İdeolojik ip çekişmeler, ayrışmalara, geriye düşmelere ve toplumsal enerjiyi ziyan etmeye neden olur.

             Halil Çivi.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları