TOPLUMSAL GELİŞME VE BİREYİN DÖNÜŞÜMÜ ÜZERINE KISA NOTLAR (1) ...




TOPLUMSAL GELİŞME VE BİREYİN DÖNÜŞÜMÜ ÜZERINE KISA NOTLAR (1) ...

Günümüzün sosyologları, toplumları üç farklı ana yapı içinde tanımlarlar. 1- Geleneksel toplumlar. 2- Çağdaş toplumlar. 3- Geçiş Dönemi Toplumları. Bu üç ana kategori ıçinde yaşayan bireylerin, özellikle de gençlerin toplum içindeki tutum ve davranışları birbirinden önemli farklılıklar gösterir. Her üçünü de kısaca açıklamaya çalışayım.

 

1- Geleneksel Toplumlar.

 

Geleneksel toplumlar, geleneksel feodal kabile ya da aşiret değerleri ile teokratik, dogmatik dinsel değerlerin sentezine dayalı bir yaşam tarzı sürdürürler. Geleneksel toplumun en belirgin yapısal özelliği AŞİRET VE CEMMATTİR. Feodal ağalık düzeni de tarikat ve tekke yapısına dayalı dinsel örgütlenme biçimi de aşiretçi ve cemaatçi yapıya dayanır.

 

Bu teokratik ve feodal yapıdaki merkezi yöneticiler, tabandan kendi iktidarlarının buyruk ve vergi taleplerine karşı bir tepki ya da isyan olmadıkça ortaya çıkmazlar. Eğer ekonomik zorluklar, vergilerin aşırı yükselmesi ve yerel güçlerin baskıları nedeniyle merkezi yönetime karşı çıkanlar olursa, ya yerel güçler birbirine karşı kışkırtılır; ya da eğer dinsel ayrıştırma ve farklı dinsel yorum yapmış olanları ezme yollarına gidilir.

 

Örneğin Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi, Sünnî ve devlet destekli çoğunluk, Alevi azınlığa karşı kışkırtılır. Celali İsyanlarının temelinde de merkezi ve yerel güçlerin neden oldukları ekonomik yoksulluk ve haksızlık, çözümünde ise, haksızlıkları düzeltmek yerine, Alevilere karşı dinsel sapkınlık suçlamaları(algısı) vardır.

 

Aşiretçi ve Cemaatçi toplumlarda bireysel davranış ve bireysel kimlik yok denecek kadar azdır. Bireylerin değil, aşiret ve cemaatlerin kimliği esastır.

 

Etnik anlamda aşiret kuralları ve aşiret reisinin (ağanın) buyrukları geçerlidir. Dinsel yapı içinde ise dinsel otoritenin (tarikat ya da cemaat lideri olan şeyh ya da benzeri kişilerin) emir ve buyrukları geçerli olur. Eğer birey aşiret reisi ya da dinsel liderlerin buyruklarına uymazsa aşiretten ya da cemaatten dışlanır. Hem ekonomik ve hem de sosyal açılardan, birey kendi aile yaşamını devam ettiremez.

 

Bu sistemde, başka bir kabileden o aşiretin tek bir bireyine karşı işlenen suç aşiretin tamamına karşı yapılmış sayılır. Bu durum kabileler arası çatışma ve çekişmelere neden olur.

 

Aynı durum, tarikat ve cemaatler için de geçerlidir. Cemaat ve birey ilişkisi " mürşit ve mürit" ilişkisi olarak tanımlanır. Mürşit, irşat eden yani aydınlatan cemaat lideri demektir. Mürit ise riayet eden, boyun eğen ve tabi olan demektir. Hatta meşhur tarikat ya da cemaat kuralına göre " mürşit önünde mürit, gassal (ölü yıkayıcı) önünde meyit (ölü) gibi" olmalıdır.

 

Sonuç olarak, bireyin aşiret reisine ya da dini cemaat liderine tam bir teslimiyeti vardır. Bazı durumlarda ise aşiret reisi aynı zamanda cemaatında dini lideri olur. Yani feodal ve dinsel otorite aynı kişide toplanır. Toplanmasa bile çoğu zaman ağa ile şeyhin iş birliği söz konusudur.

 

Sonuç olarak, feodal geleneksel toplumlardaki bireylerin ekonomik yaşamları ağaların, dinsel yaşamları da tarikat ve cemaat liderlerinin vesayeti ve denetimi altındadır.

 

Geleneksel Osmanlı Toplum yapısı bu modele çok yakındır.

 

Bir ülkedeki feodal, aşiret ve cemaat kültürü çözülüp bireyler özgürleşip bu vesayetten kurtulmadan o toplumda DEMOKRASİ gelişmez. Feodal kültürün demokrasi üzerindeki gölgesi devam eder. Söz konusu çözülmenin olabilmesi için de bireyler üzerindeki aşiret ve cemaat gölgesinin giderek silinmesi gerekir. Ancak bu da bireylerin zamanla ekonomik yeterliliğe ve zihinsel olarak aklın ve bilimin egemenliğine girmeleri ile olur.

 

Devam edecek.

         Halil Çivi.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları