ÇAĞDAŞ TOPLUMLARIN LAİKLİK UYGULAMALARI NASILDIR?




Bir önceki yazımda laikliğin kökeni, tarihsel gelişimi ve teorik olarak gelişmiş ülkelerdeki laiklik anlayışının savunmacı, katı laiklik anlayışından demokratik laiklik anlayışına nasıl evirildiği açıklanmıştı. Bu yazıda ise, uygulamada, gündelik yaşamda laikliğin devlet yönetimimde ve toplumsal yaşamda nasıl anlaşıldığı üzerinde durulacaktır.

1- Devlet açısından laiklik

Devlet, genelde dinler, mezhepler, tarikatlar, cemaatler, ırklar, cinsiyetler, statüler, makamlar ve sınıflar üstü bir kurumdur. Devlet, bu farklı katmanlar içinde yaşayan herkesin ortak devleti, onlar da devletin eşit hak ve ödevleri olan eşit yurttaşlarıdır. Bu nedenle devlet tüm yurttaşlara karşı tarafsız, adil ve eşit davranmak zorundadır. Devlet, kendi yurttaşları arasında din, mezhep, cemaat, ırk, statü, sınıf, makam, cinsiyet ayrımı yapamaz. Devletten yurttaşlardan tahsil edeceği vergileri kişileri sadece ekonomik güçlerine göre talep eder. Yurttaşlarına vereceği görevleri de onların yine sadece liyakat(mesleki bilgi ve beceri) ölçülerine göre dağıtır.

2- Eğitim Açısından Laiklik

Eğitimin temel ilk amacı insanları mesleki ve teknik eğitim aracıyla üretken yapmaktır. Ayrıca yurttaşlarını çağın, evrensel, insani ve ahlâkî değerleri ile donatıp, bireysel inanç ve özgürlükleri kısıtlamadan, çeşitli farklılıklara saygı duyup toplumu ortak idealler içinde bir arada yaşatabilmektir. Bu ideali gerçekleştirebilmenin en önemli harcı da laik eğitimdir. Çünkü bireylerde ve toplumda beklenen olumlu davranış değişikliğinin en önemli mayası da laik ve bilimsel eğitimdir.

Yukarıdaki idealin gerçekleşebilmesi için:

a. Eğitimde cinsiyet ayrımından kaçınmak( karma eğitim)

b.Eğitimde hiç bir din, mezhep, cemaat... Grubuna ekonomik hukuki, siyasi, kültürel... Hiç bir konuda avantaj ya da dezavantaj yaratmamak.

c.Herkese eşit fırsat avantajı sağlayabilmek, ayrıca devletin varlığı ve bekası açısından eğitimi ulusal çıkarlara uygun bir yapıda tutabilmek için eğimin yürütülmesi ve denetimini devlet eliyle ve devlet görevi olarak kabullenmek lazımdır.

3- Hukuk Açısından Laiklik

  Hukukun laikleşmesi için, başta anayasa olmak üzere, devlet ve toplumla ilgili her türlü yasa, yönetmelik ve yönergeleri dini (şeriat) hukuk yerine,  çağın bilimsel hukuk anlayışı ile düzenlemeyi benimsemek lazımdır. Ayrıca laik hukukun kaynağı, ruhban ya da ulema sınıfının dinsel verilerden türettiği ( şeriat) hukuk, ya da kral, sultan, halife... Gibi siyasi, dini otoritelerin buyrukları değil, parlamentolarca ulusal iradeyi temsilen üretilen bir hukuktur. Yani laik. Hukukun kaynağı din değil hukuk bilimi ve ulusal iradedir.

4- Siyaset( politika) Açısından Laiklik

Siyaset en kısa tanımıyla, belirli anayasal ve yasal kurallar içinde örgütlenip,topluma bir yönetim ilkeleri demeti,programı sunup, belirli bir süre için iktidara talip olma iradesidir.Siyasi irade ayrıca seçimle gelip, seçimle iktidardan gitmeyi kabul eder.

Çağımızın siyasi anlayışı, laikliği, evrensel insan haklarını, din ve vicdan özgürlüğünü, parlamenter sistemi, çağdaş demokrasiyi, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmayı, teokratik yapıya göre örgütlenmemeyi peşinen kabullenen bir siyasi anlayıştır.

5- Toplumsal Açıdan Laiklik

Toplumsal açıdan laiklik, eşit yurttaşlık anlayışının, çağdaş evrensel hukukun, çoğulcu demokrasinin ve lâik, sivil dünya görüşünün zorunlu bir sonucu olarak, her türlü toplumsal farklılıkları ve alt kültürleri bir zenginlik olarak kabul edip, bayrak, ulus, vatan ve devlet ortaklığında barış ve kardeşlik içinde yaşama iradesidir. Her türlü farklılık ve benzemezliklere karşı duygudaşlık (empati)  kurup kimseleri ötekileştirmeden birlikte yaşama kültürünü güçlendirmektir.

6- Bireysel Açıdan Laiklik

Türkiye’de " Bir insan hem laik hem Müslüman olamaz" gibi temelde hatalı ve çıkış noktası yanlış bir önerme ya da hüküm vardır. Bu hükmü benimsemek demek, laikliği, hele de demokratik, laikliği, bir dinler ve inançlar demokrasisi olarak anlamak yerine laikliği ideolojik ve kasıtlı olarak dinsizlikle eş tutmak demektir. Bu hüküm laiklik karşıtı olanların asılsız propagandasıdır. Laik kişi, kendi inanç ve ibadetini özgürce yaşayan, fakat başkalarının inançlarına karışmayan, onlarında inanç ve ibadetlerinde özgür olmaya hakları olduğuna inanan kişidir. Çünkü kendi inanç ve ibadetine özgürlük, hukuki güvence ve saygı bekleyen bireyin başkalarının inançları açısından da aynı şeyleri kabullenmek zorundadır. Yani laiklik dinsizlik değildir. Başka inanç ve farklılıklarla birlikte, kimseyi ötekileştirmeden barış, kardeşlik ve sevgi duyguları içinde beraber yaşamayı başarabilmektir.

DÜNYADA LAİKLİK EN ÇOK MÜSLÜMAN TOPLUMLARA LAZIMDIR. Çünkü bırakın başka din ve inançları, aynı, dinin,mezhebin, tarikatın ve cemaatin farklı kollarının birbirlerini kafir ilân ettiklerine rastlanabiliyor.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları