Stratejik Derinlik’te Boğulanlar!




Türkiye Cumhuriyeti Devleti, strateji uzmanlarının kurduğu bir devlet değildir. Türkiye, şehit kanlarıyla bir medeniyetin ve imparatorluğun devamı olarak kurulan bir devlettir.

Türkiye; İsveç, İsviçre ve Kanada gibi yalnızca kendi yurttaşlarının refahını düşünemez. Dış politikada da sadece sınır güvenliğini korumak ve karlı ticari anlaşmalar yaparak da misyonunu tamamlayamaz. Türkiye, uluslar arası politikada Türkiye’den daha fazlasını ifade eder. Bu vasfı ona tarih yükler. Bu düşüncede bir iddia değil, hakikattir.

Peki Türkiye’yi yöneten ve ya yönetmeye talip politikacıların kaçı bu bilinçtedir? Atatürk’ten sonra yazılan tarih bize gösteriyor ki, hiçbiri bu bilinçte değildir. Türkiye’nin hak ettiği dış politika bağımsız bir devlet dahi olmayan aşiret lideri Barzani ile temas, Ermeni Devlet Başkanı Sarkisyan ile futbol maçı izlemek, Katar Emir’i ile oturup kalkmak mıdır? Ya da Orta Doğu’da yaşanan aşiret ve mezhep savaşlarında taraf olmak mıdır?

Siyasal iktidarın dış politikadaki en büyük kırılması, 2009 yılında dışişleri bakanı olarak Davutoğlu’nun atanması ile olmuştur. Davutoğlu, dışişleri bakanı olur olmaz 2001 yılında yayınladığı “Stratejik Derinlik” kitabını hayata geçirmeye çalışmış ve 2010 yılın sonunda Tunus’ta başlayan Arap Baharı isyanlarını sonuna kadar desteklemiştir. Libya’da, Mısır’da, Yemen’de, Lübnan’da, Suriye ve Irak’ta yaşanan iç sorunlarda taraf olmuş ve bir bir her cephede yenilmiştir. İran’ın müttefikleri, Rusya’nın da desteğiyle Orta Doğu’da cirit atmaktadır. Libya parçalanmış, Mısır’da darbe olup Sisi yönetimi almış, Yemen devlet başkanı ülkeden kaçmıştır. Ve PKK Suriye’de devletleşmiştir. PKK/PYD’ye yönelik devlet söylemimiz “Fırat’ın batısına geçemezler” olmuştur. Bu ne demek? Ne yani PYD/PKK Fırat’ın doğusunda devletleşebilir mi? Menbiç’ten Kerkük’e kadar uzanan bir Kürt devleti kurulabilir mi? 2009-16 yılları arasında Davutoğlu’nun dışişleri bakanlığı ve başbakanlığı döneminde Türkiye’nin stratejik derilikte geldiği nokta ne yazık ki dip olmuştur!

Ayriyeten Mısır ve Suriye için milyonluk miting yapanlar, 2014 yılında Rusya tarafından hukuksuzca işgal edilen Kırım için ne yaptılar? Her gün şehit haberlerinin geldiği Karabağ için, “Artık sabrımız tükendi” açıklaması yaptılar mı? Kıbrıs’ta ne görüşülüyor, sağlıklı bilgisi olan var mı? Yeni haritalar ne demek oluyor! Son günlerde yaşanan Kardak nedir? Memleket dahilinde huzur ve güvenlik sağlandı mı ki, ülkenin esir düşen ilk genelkurmay başkanı Hulusi Akar, Kardak adasına gitme ihtiyacı duyuyor?

Akdeniz’de Kıbrıs ne ise Karadeniz’de Kırım odur! 1944’teki soykırımın 70. Yılında Ruslar bir kez daha Kırım’ı işgal ederken (2014), Türkiye; “Ey Rusya” diye bağırdı mı? 4 milyon Suriyeli, Türk (!) olurken, aynı uygulama Kırım Türkleri için yapıldı mı? 1992 yılında yapılan soykırımla Ermenistan tarafından işgal edilen Karabağ için bu devlet ne yaptı? Araplar için Suriye’ye giren hükümet, Azerbaycan’a garantör olamaz mı? Kardeşlik yalnız dillerde olmaz.

Peki muhalefet? Onlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirmek yarışından başlarını kaldırıp, bu konular için bir rapor hazırlıyor mu? Elbette ki hayır. Bu nedenle Kırım’daki, Karabağ’daki, Kıbrıs’takiler için “Stratejik Derinlikte boğulanlar” diyorum.

 

Onlar, Türklüğün garantisi olan Türkiye Devleti’nden yardım beklerken, her gün zulüm görürken ne yazık ki Türkiye, Mısır için cevşen okuyor. Kuzeyden Kırım, doğudan Karabağ, batıdan Kardak, güneyden Kıbrıs  ve içeriden PKK-FETÖ ile kuşatılmışken milletçe anayasa değişikliğini tartışmamız, Türk politikasının iflasını göstermektedir.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları