26 AĞUSTOS’TAN 9 EYLÜL’E BİR YOLCULUĞUN KISA ÖYKÜS܅




Konuk Yazar /Dr. Süleyman Tüzün

Türk topçusu, 26 Ağustos 1922 günü sabah erken saatlerde, Afyonkarahisar cephesinde savunma hattı oluşturmuş Yunan ordusuna karşı ateş etmeye başladı. Bundan birkaç saat sonra da süvari ve piyade birlikleri hücuma geçti.

 

Türk ordusu son haftalarda büyük bir gizlilik içinde bu taarruzun hazırlıklarını yapıyordu. On binlerce asker ve eldeki araç-gereç ve malzemenin cephenin güneyine nakli o kadar büyük bir gizlilik içinde yapılmıştı ki, Yunan ordusu ve onların bilgi kaynağı olan İngilizler bu hazırlığın farkına varmamışlardı.

 

TBMM’nin gizli oturumlarında yapılan görüşmeleri, Atatürk ve hükümete yapılan eleştirileri İngilizler derhal haber alıyorlardı. Bu eleştiriler çok sertti. Hatta, Başkomutanlık Kanunu süresi dolmuş ve Atatürk’ün katılamadığı son görüşmede kanunun süresi uzatılmamış, ordu komutansız kalmıştı. Görüşmelerin ertesi günü, Atatürk’ün enerjik müdahalesi ve etkileyici hitabetiyle Başkomutanlık süresiz olarak Atatürk’e verilse de bu haberler Ankara’da büyük karışıklıklar yaşandığı, Atatürk’ün kontrolü ve liderliği kaybedeceği izlenimi oluşturuyordu.

 

Aslında, Ankara’da ve İstanbul’da Milli Mücadele’yi yürüten çevrelerde kötümser bir hava vardı. Ankara’da, Atatürk’ün iflah olmaz muhalifleri, Meclis’in içinde ve dışında kara bir propagandanın parçasıydılar. Atatürk’e inanan ve güvenenlerde bile bir karamsarlık ağır basmaya başlamıştı.

 

Atatürk, bütün bu doğal gelişmeleri ve tartışmaları, İngilizlerin haber alma olanaklarını kendi planının parçası haline getirmeyi başardı. Onlar, Ankara’da kaos ve karışıklık, cephede sessiz ve hareketsiz geçecek bir sonbahar ve kış beklentisine girmişken taarruz hazırlıklarını gizlice tamamladı.

 

İşte, 26 Ağustos’ta Büyük Taarruz böyle bir ruh halinin içinde başlatılmıştı. Taarruz hazırlıkları ve hatta ilk başarılar bile gizli tutulduğu için, İngilizler, Yunan cephesinin çöktüğünün ancak üç dört gün sonra farkına vararak siyasal bir takım manevralar yapmaya çalışmışlardı. Ancak, artık iş işten geçmişti. Çünkü Türk ordusu bu arada Yunan ordusunu cepheden tümüyle söküp atmış ve nihai savaşın yapılacağı alana sürmüştü. Nihayet, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Başkumandan Meydan Savaşı’nda Yunan ordusunun “kısmı küllisi” imha edildi. 1 Eylül’de Atatürk, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” buyruğunu verdi. Türk birlikleri, adeta yarışırcasına İzmir’e doğru akmaya başladı. Yunan ordusu komutanı Trikopis esir edildi. Taarruzdan önce tam da Atatürk’ün öngördüğü süre içinde (hatta bir gün önce) Türk ordusu İzmir’e girdi. Bu arada, İstanbul’da yayımlanan Akşam gazetesinin manşeti de şuydu; “Elhamdülillah İzmir’e kavuştuk.”

 

Atatürk, 9 Eylül gecesini Kemalpaşa’da (o zamanki adı Nif) bir köy evinde geçirdi. Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı kitabında, o gece Atatürk’e, “Paşam, çok yoruldunuz, artık biraz dinlenirsiniz, değil mi?” dediğinden bahseder. Aslında bu soru Atatürk’e 19 Mayıs 1919’dan itibaren çok kez sorulmuştur ve Atatürk de bitip tükenmeyen bir enerjiyle soruyu yanıtlamıştır. O gece de Halide Edip hanıma gereken cevabı verir.

 

Baştan beri bu soruyu soranların çoğunun bilmediği bir şey vardır. Atatürk, “dinlenmemek üzere yola çıkanlar”ın asla yorulmayacaklarını düşünmektedir ve İzmir’in kurtarılması bir son değil başlangıçtır. Her şey daha yeni başlamaktadır.

 

 

Dr. Süleyman TÜZÜN


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları