Şehit Kubilay’ın akan kanları bizi hangi düşmana götürüyor?




Şehit Kubilay’ın akan kanları bizi hangi düşmana götürüyor?

Cumhuriyet değerini muhafaza etmek için geliştirilmiş bir slogan vardır; Kubilay’ın kanını takip et düşmanını bulacaksın! Peki bugün o kan bizi nereye ve hangi düşmanlara götürüyor?

Ülkemizin tarihsel öncülü olan Osmanlı Devleti, devlet adamlarının öngörüsüzlüğünden Avrupa’da yaşanan gelişmeleri idrak edememiş öncelikle devleti ardından da halkı büyük bir taassuba mahkum etmişti.

19. yüzyıldan itibaren Avrupa’da eğitim almış ve pozitif bilimi kavramış genç aydınların memlekete geri dönmesi ile Osmanlı’da da bir değişim hareketi başladı. Gelişen bu yenilikçi hareket genç subaylar arasında yaygınlık kazandı ve o genç aydınlar kurtuluş savaşı ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa ettiler.

Yeni kurulan Cumhuriyet idaresi, yüzyıllarca arka arkaya savaşmış ve eğitimden uzak kalmış Türk Milleti’ni yeniden muasır medeniyetler seviyesine kavuşturmak için arka arkaya bir dizi devrimler gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen devrimler, bilgiden mahrum kalmış ve köhneleşmiş geleneksel düşünceler içerisindeki halkta hoşnutsuzluk yarattı. Cumhuriyet idaresinin millileştirme politikalarından rahatsızlık duymaya başlayan ve Türkiye’nin tutumunu diğer sömürgeleri için tehlike görmeye başlayan İngiltere, ülke içerisindeki gericilik ile örtülü bir koalisyon ile Atatürk devrimlerini durdurmaya girişti.

Bu projenin ilk ayağını 1925 yılında Diyarbakır’da ayaklanan Şeyh Said’in İsyanı’nda görüyoruz. Dar taassubu ve ayrılıkçı Kürt zihniyeti ile müritlerini ve aşiret mensuplarını silahlandıran Şey Said, Diyarbakır ve çevresinde kısa süreli hakimiyeti ele geçirdi. Cumhuriyet idaresinin Tahkir-i Sukün Kanunu’nu çıkarması ile bu isyan kanlı bir biçimde bastırıldı.

Şey Said İsyanı ile emellerine ulaşamayan İngilizler yine din maskesi ile yeni bir ayaklanma tertip ettiler. 1930 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde Giritli Derviş Mehmet adlı Yahudi dönmesi bir Sabetaycı’nın silah zoruyla etrafına topladığı kişileri sokaklara döktü. Yaşanan isyan olayının ilçedeki askeri birliklerce duyulmasının ardından alay komutanı, yedek subay olan Mustafa Fehmi Kubilay’ı bir manga ile olay yerine gönderdi.  Olay yerine gelen mangadan ayrılan Asteğmen Kubilay, isyancıların arasına tek başına girerek kahramanca hainlere teslim olmalarını söyledi. İsyancılardan biri ateş ederek Kubilay’ı yaraladı. Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşi sıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı Asteğmen Kubilay'ın başını kesti. Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramadılar. Birisi ip getirdi ve Kubilay'ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlandı. Olay yerine gelen diğer askeri birlikler çatışarak bu işbirlikçi bozguncular ordusunu perişan ettiler. Fakat genç Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın kanı bir kere mukaddes vatan toprağını şereflendirmişti. Ve o günden sonra kahraman Türk evladı Kubilay ülkemizde Cumhuriyetin, Atatürk ve Devrimlerinin, Aydınlanmanın simgesi halini alarak ölümsüzlüğe kavuştu.

Lakin ülkemiz için dahili ve harici bedbahtların emelleri bir türlü bitmedi ve hiçbir zaman bitmeyeceğe benziyor. Günümüzde de bu çirkin bedbahtlar her gün acı olaylarla kendini bir kez daha gösteriyor. Ülkemizde Atatürkçü düşüncenin 1990’lardan sonra yeniden güç kazanması ile birlikte Atatürkçülük vurgusu için de yeni bir slogan gelişti: Kubilay’ın kanını takip et düşmanını bulacaksın!

Yukarıda verdiğim iki tarihi olay devletimizi yıkmayı amaç edinmiş iki kesimi simgeler. Bunlardan biri ülkeyi bölerek zayıflatmayı amaç edinen ayrılıkçı “Kürt” hareketi diğer ise ülkenin yönetim biçimini devirerek yok etmeyi amaçlayan Dinci-İslamcı harekettir. Ayrılıkçı “Kürt” hareketi günümüzde PKK Terör Örgütü olarak yüzünü göstermekte ve ülkenin her yerinde nice Kubilayları, Giritli Derviş Mehmet bağnazı gibi katletmektedir. Dinci-İslamcı hareket ise FETÖ’dür. Kısa vade yerine uzun vadeyi kendisine amaç edinen FETÖ, bilgiden yoksun halkın iyi niyetini kullanarak yıllarca güçlenmiş, devlet kademelerine yerleşmiş ve ülkeyi bir darbe ile işgal etmeyi amaçlamıştır. FETÖ’nün elebaşı Fethullah Gülen tıpkı Derviş Mehmet gibi kendini “Mehdi” göstermiş ve 15 Temmuz gecesi yüzlerce Kubilay’ı katletmiştir. O gecenin Mustafa Fehmi Kubilay’ı da Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir’dir. O da tıpkı Kubilay gibi tek başına hainlerle çatışmaya girmiş ve otuz kurşuna göğüs gererek şehit olmuştur.

Cumhuriyet, devlet ve millet için kanını akıtmaktan ve canını vermekten çekinmeyen Kubilay’ın kanının izleri bizi başta dış güçler olmak üzere ülke içerisinde dincilik adı altında vatana ihanet edenlere ve ülkeyi bölmeyi amaç edinen hain terör örgütü PKK’ya götürüyor.

Bugün Kubilay’ın temsil ettiği tarihi değerleri kabullenen her Türk vatandaşı, ülkemizi yıkmayı ve ya bölmeyi amaçlayan hain terör örgütlerine karşı en az Şehit Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay kadar cesur olmalıdır.

 

Şehadetinin 86. Yıldönümünde başta Mustafa Kubilay olmak üzere bütün şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnet ile anıyorum. Ruhları Şad, mekanları cennet olsun. Allah hepsinden razı olsun.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları