“YARIN CUMHURİYET’İ İLAN EDECEĞİZ”




28 Ekim 1923 akşamı Atatürk Çankaya’ya yemeğe davetli arkadaşlarına bu yalın cümleyi söylemişti. Davetliler yemeğin arkasından dağıldıktan sonra Atatürk ve İsmet İnönü ertesi gün Meclis’te izlenecek yol ve yöntemler üzerinde konuştular ve Anayasada yapılacak “tavzih ve tadil” üzerinde çalıştılar.

 

Planlandığı gibi, 29 Ekim 1923 günü de Anayasa değişikliği yapıldı ve akşam saat 20.30 civarında Cumhuriyet Rejimi resmen yürürlüğe girdi. Atatürk Cumhurbaşkanı seçildi ve İnönü’yü Başbakan olarak görevlendirdi. Böylece son zamanlarda yaşanan bazı tartışmalara ve belirsizliklere son verilmiş oldu. Rejimin adı konuldu, devlet başkanı belirlendi, hükümet kurma yöntemi daha işlevsel hale getirildi.

 

Aslında, I. Dünya Savaşı’ndan sonra imparatorlukların yıkılmasının sonucunda ortaya çıkan devletlerin çoğunda benimsenen yeni rejim Cumhuriyet’ti. Örneğin, Alman İmparatorluğu yerine Weimar Cumhuriyeti ilan edilmişti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da Avusturya Cumhuriyeti ve Macaristan Cumhuriyeti olarak iki ayrı devlete dönüşmüştü. Bu anlamda Türkiye’de de Osmanlı Devleti’nin çöküşünün ardından yaşanan gelişmelerin Cumhuriyet’in ilanına kadar uzanması küresel eğilime uygundu.

 

I. Dünya Savaşı’nın sonunda Mondros Mütarekenamesi’nin imzalanması Anadolu’nun işgaline hukuki gerekçe sağlamıştı ve dönemin padişahı Vahdettin ve görevlendirdiği hükümetler işgallere karşı etkili ve yeterli bir karşı çıkış gerçekleştirmek bir yana teslimiyetçi politikalara yönelmişlerdi. Vahdettin ve çevresinin İngilizlerle yakın işbirliğine dayanan teslimiyetçi politikasına karşı ulusal onuru, bağımsızlık ve özgürlük idealini, Anadolu’da yaşayan yorgun ve yoksul Türk halkının direnme gücünü ön planda tutanlar, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında toparlanıp hem işgalcilere hem de işgallere göz yumanlara karşı çıktılar.

 

Bu mücadelenin lideri Mustafa Kemal Paşa, meşruiyet kaynağı halkın iradesiyle görev yapan TBMM, merkezi Ankara, ruhu Kuvayı Milliye, hedefi ulusal egemenliğe dayalı tam bağımsızlık ve özgürlük idi. Ulusal egemenliğe dayanan tam bağımsızlık ve özgürlük hedefinin en nihayetinde Cumhuriyet’in ilanı ile sonuçlanması, diğer bir deyişle ancak Cumhuriyet Rejimi ile tam bağımsız ve özgürlüğe ulaşılabileceği açıkça görünüyordu.

 

Nihayetinde yıllar süren Kurtuluş Mücadelesinin askeri safhası sona erdiğinde süreç hızlandı. TBMM yenilendi (Nisan-Ağustos 1923), Lozan Barış Antlaşması imzalandı (24 Temmuz), onaylandı (23 Ağustos), İstanbul’un işgali sona erdi (6 Ekim), Ankara başkent oldu (13 Ekim 1923). Artık Cumhuriyet’in ilanı için ortam hazırdı. Son çıkan hükümet krizi yeni rejimin ilanı için yolu iyice açtı ve o son adım 29 Ekim 1923 akşamı atıldı. Türkiye artık bir Cumhuriyet’ti.

 

Bütün bunlar, aslında “yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” sözünün yalınlığının ardında çok karmaşık ve zorlu bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar küresel eğilim ile İstanbul’daki padişah ve çevresinin teslimiyetçiliği ve beceriksizlikleri Atatürk’e tarihsel bir fırsat sağlamış olsa da Cumhuriyet’in ilanı süreci son derece güçlüklerle yürünen bir yoldur. Atatürk ve arkadaşları Osmanlı Devleti’nin son elli yılına bizzat tanık olmuşlardı, devletin ve toplumun sorunları ile iç içeydiler. Bu sorunlar, onların uzaktan gördükleri sorunlar değildi, bizzat içinde yaşıyorlardı. Bu nedenle toplumlarını ve sorunlarını iyi tanıyorlardı. Dolayısıyla en uygulanabilir, en gerçekçi çözümü de onlar buldular ve uygulamaya koydular. Bu çözüm, gökten inme değildi. Tarihsel birikimle süzülüp gelen sorunlara karşı, yine tarihsel birikimle verilen bir cevaptı.

 

“Kimsesizlerin kimsesi” olan Cumhuriyet, son yüzyıllarda yaşadığı sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlarla adeta kimsesiz kalmış Anadolu insanını kucaklayarak bu sorunların çözümü için gereken zemini ve çerçeveyi oluşturacaktı.

 

 

Süleyman Tüzün


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları